Bir zamanlar, pofuduk kuyruğu ve bembeyaz tüyleriyle ünlü, neşeli bir tavşan varmış. Adı Pamuk’muş. Pamuk, her gece gökyüzündeki yıldızları saymayı çok severmiş. En çok da, diğerlerinden biraz daha büyük ve pırıl pırıl parlayan Parlak Yıldız’ı severmiş.
Bir gece, Pamuk her zamanki gibi yıldızları sayarken, bir şey fark etmiş. Parlak Yıldız yerinde yokmuş! Gökyüzünde kocaman bir boşluk varmış. Pamuk çok üzülmüş. “Parlak Yıldız nereye gitti?” diye kendi kendine mırıldanmış.
Hemen en iyi arkadaşı, uykucu ama bilge Ayı Bozo’nun yanına koşmuş. “Bozo! Bozo! Parlak Yıldız kayboldu!” diye nefes nefese kalmış.
Bozo esnemiş, sonra kocaman gözleriyle gökyüzüne bakmış. “Gerçekten de öyle, Pamuk,” demiş. “Belki de bir maceraya çıktı. Hadi, onu bulmaya gidelim!”
İki arkadaş yola koyulmuşlar. Önce ormanın en uzun ağaçlarına çıkmışlar, sonra en derin mağaralara bakmışlar. Ama Parlak Yıldız hiçbir yerde yokmuş.
Tam pes etmek üzerelerken, uzaktan cılız bir parıltı görmüşler. Pamuk hemen o yöne koşmuş, Bozo da peşinden gelmiş. Bir de ne görsünler! Neşeli Çayır’ın ortasındaki kocaman papatyanın yaprakları arasına sıkışmış, hafifçe titreşen Parlak Yıldız!
Parlak Yıldız o kadar parlamaktan yorulmuş ki, yanlışlıkla gökyüzünden kayıp gelmiş. Pamuk ve Bozo, yavaşça onu papatyanın yapraklarından kurtarmışlar.
“Seni tekrar gökyüzüne çıkarmalıyız!” demiş Pamuk. Ama nasıl? O sırada Bozo’nun aklına harika bir fikir gelmiş. Kocaman gövdesiyle yere uzanmış ve Pamuk’un omuzlarına çıkmasına yardım etmiş. Pamuk da minik burnuyla Yıldız’ı yavaşça gökyüzüne doğru itmiş.
Pırıl pırıl parlayan Parlak Yıldız, tekrar yerine yerleşmiş. Gökyüzü yine eski ihtişamına kavuşmuş. Pamuk ve Bozo, arkadaşlarını bulup ona yardım ettikleri için çok mutlu olmuşlar. O günden sonra, her gece birlikte Parlak Yıldız’a el sallamışlar ve maceralarını gülümseyerek hatırlamışlar.

